Ondan Allah'a sığınırız. Kur'an-ı Kerimde müteaddit yerlerde bahsi geçmiştir. «İklil fi istinbat et-tenzil» adlı kitabımda o yerleri zikretmişim.
Buhâri, Ebu Hüreyre (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle dua ederdi.
«Ya Rabbi ben kabir azabından sana sığınırım.».
Yine Buhari. Âişe (Radıyallahû anhâ) 'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :
«Kabir azabı haktır diye buyurdu.
îbn-i Ebi Şeybe ve Müslim, Zeyd bin Sabit (Radıyallahû anh)'-den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:
«Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Beni Neccar'a âit bir duvarın yanında, katırın üzerinde iken, birden binek koşup nerdey-se Resûhillah'ı yere düşürecekti. Orda altı veya beş veya dört kabir vardı. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :
«Kim bu kabirlerin sahiplerini tanır» diye buyurdu. Bir adam t «Ben bilirim» dedi.
Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) «Ne zaman öldüler» deyine
«Bunlar şirk üzere öldüler» dedi. Sonra Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
«Bu ümmet kabirlerinde mutlaka imtihana çekilirler. Eğer siz ölüleri defnediyor olmasaydınız, Allah'a duâ edip benim işittiğim kabir azabını size de işittirmesini dileyecektim.»
îbn-i Ebi Şeybe, Buhari ve Müslim, Âişe (Radıyallahû anhâ) 'den rivayet ettiklerine göre, Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
«Kabristanhlar, kabirlerinde bir azap görürler ve hayvanlar o azabın sesini işitirler.»tmam Ahmed, Bezzâr, Câbir (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:
»Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Beni Neccar'a ait bir hurma bahçesine girdi. Benî Neccârlı bazı adamların (ki cahiliyet döneminde ölmüşler) azap görürken seslerini işitti. Hemen korkulu bir halde çıkıp sahabelerine kabir azabından Allah'a sığınmalarını emretti..
îmam Ahmed, Ebû Ya'la, Acûri, Ebû Said-i Hudri (Radıyallahû anh)'den rivayet ettiklerine göre, Resûlullah {Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle demiştir:
«Kâfirin basma kabrinde doksandokuz ejderha musallat olur. Kıyamet kopuncaya kadar, onu ısırırlar.»
Ebû Ya'la, Acuri, ibn-i Mende, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)den, rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Saîlallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
«Mümin kabrinde bîr bahçe içindedir. Kabri yetmiş zira genişlenir, dolunay gibi nurlanır. Bilir misiniz şu âyet-i kerime hangi konuda nazil olmuştur:
: Kim zikrimden yüz çevirirse muhakkak ona dar bir geçim vardır.[23]
Sahabeler, Allah ve Resûlu daha iyi bilir dediler. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki;
«O dar geçim, kabir azabıdır. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ona doksan dokuz ejderha musallat olur. Vücudunu şişirirler, onu sokarlar ve kıyamete kadar cesedini tahriş ederlere
îbn-i Ebi Şeybe, îbn-i Ebi Dünya Acûri, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
«Bevlden sakınınız, çünkü kabir azabının çoğu ondandır)
îbn-i Ebi Şeybe, Müslim ve Buhari, ibn-i Abbâs (Radıyallahû anhümaVdan rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) iki kabrin yanından geçerken, şöyle buyurdu:
«Bunlar, azap görüyorlar. Azapları da büyük günahlardan dolayı değildir. Birisi bevlden temizlenmiyordu, diğeri de arada koğu-culuk yapardı. Sonra, Resûlullah elinde bulunan yaş bir değneği ikiye bölüp kabirlerine dikti. Ashab; Bunu neden yaptın yâ Resûlullah deyince;
«Umulur ki bunlar yaş kaldıkça azapları hafiflenir» bıBB"du.
îbn-i Ebi Dünya, Beyhaki, Meymûne (Radıyallahû anhâî'dan rivayet ettiklerine göre Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
«Ey Meymûne! Kabir azabından Allah'a sığın. Kabrin en şid-zetli azabı gıybet ve bevldendir.»
Ahmed ve Isbehani, Ya'la bin Siyabe (Radıyallahû anhl^jı rivayet ettiklerine göre;
Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) sahibi azap gören bir kabrin basma geidi. «Bu, insanların etini yiyordu» dedi. Sonra yaş bir dal istedi. Onu kabrine dikti. Ve «umulur ki, bu dal yaş kaldıkça azabı hafiflesin» diye buyurdu.
Beyhaki «Delailüfn-nübüvvet»te, Ya'la bin Mürre'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:
Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ile bir kabristandan geçiyorduk. Bir kabirden sıkışma sesini işittim. «Yâ Resûlullah! Kabirden sıkışma sesini duyuyorum» dedim.
«İşittin mi ya Yala diye buyurdu. Ben «Evet» dedim.
Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) «O, kolay işlerden dolayı azap görüyor» buyurdu.
Ben «nedir onlar» dedim. Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :
«O insanlar arasmda koğuculuk yapardı. Bevlden temizlenmezdi» diye buyurdu. Sonra, umulur ki azabı hafiflesin,» diye kabrine bir çubuk dikti.
Not: Ya'la bin Murre (Radıyallahû anh) Ya'la bin Siyabe'dir. Siyabe (Radıyallahû anhâ) anası idi.
İmam Ahmed, Enes (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Ebû Talha'nın bir hurma bahçesinde iken Bilal da arkasında yürüyordu; bir kabrin yanından geçtiler.
Yâ Bilâl işittiğimi işitiyor musun?
«Bu kabrin sahibi, azap görüyor. Sorguya çekilmiş, yahudi olarak belirlenmiş,» dedi.
Beyhaki, Ebû Hüreyre (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre, peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
«Kabir azabı üç şeyden olur. Gıybetten, koğuculuktan ve bevlden. Mutlaka bunlardan sakının.
Yine Beyhaki, Katâde'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir: Kabir azabı üç bölümdür. Bir bölümü gıybetten bir bölümü ko-ğuculuktan, bir bölümü de, bevldendir.
İbn-i Ebi Şeybe, îmam Ahmed, Ibn-i Hibban, Acûri, ümm-ü Mü-beşşir (Radıyallahû anhüma)'dan rivayet ettiklerine göre;
Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi" ve Sellem) : «Kabir azabından Allah'a sığınırım» diye buyurdu. Ben:
«Yâ Resûlullah, insanlar kabirlerinde azap mı görecekler?» dedim. Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :
«Evet hayvanların işiteceği bir azapla, azap görecekler.» dedi.
Taberâni «el-Kebir»de tbn-i. Mesûd (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem,) :
«Ölüler, kabirlerinde azap görürler. Öyle ki hayvanlar onların seslerini işitirler.»
Yine Taberâni «el-Evsat»da, Ebû Saîd-i Hudri'den rivayetine göre şöyle demiştir:
Ben Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ile bir seferde beraberdim. O, bineği üstünde gidiyordu. Birden hayvan irküdi. Ben: «Yâ Resûlullah! Neden bineğin irkildi?» dedim.
Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : «Hayvan, kabrinde azap gören bir adamın sesini işitti, İRhdan irkildi* diye buyurdu.
îbn-i Ebi Şeybe, îkrime (Radıyallahû anh)'den: «Nasıl ki kâfirler kabirdekilerden ümitsizliğe düştüler [24] mealindeki âyet-i kerime hakkında demiştir ki:
«Kâfirler kabirlerine kondukları zaman, Allah'ın onlara hazırladığı azabı görüp, Allah'ın rahmetinden ümitsiz olurlar.»
Taberani «el~Evsat»da, ibn-i Ebi Dünya Kitabü'l-Kubûr da, Lâl-kai «es-Sünnet»de, ve îbn-i Meali, İbn-i Ömer (Radıyallahû anhüma)'-dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:
Ben, Bedir taraflarında gezinirken, birden bir çukurdan, boynunda bir zincir olan bir adam çıktı.
«Yâ Abdullah! Bana su ver» diye beni çağırdı. Bilmiyorum ismimi mi bildi, yoksa Arapların Abdullah (Allah'ın kulu) kelimesini kullandıkları gibi mi kullandı. Sonra aynı çukurdan elinde cop olan bir adam çıktı, «ya Abdullah ona su verme. Çünkü o kâfirdir» diye söyledi. Sonra copla onu çukura koyuncaya kadar ona vurdu.
Ben gittim, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) e anlattım. O, «Gördün mü?» dedi. Ben «evet» dedim. Buyurdu ki;
«O Allah'ın düşmanı Ebû Cehil'dir. O gördüğün durum da kıyamete kadarki azabıdır.»
İbn-i Ebi Dünya, «Ölümden sonra yaşayanlar» adlı kitabında, Hallal, Sünnet'de îbn-i el-Berra Ravzada îbn-i Ömer (Radıyallahû anhüma) 'dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:
Bir seferinde çıkıp, câhüiyet kabirlerinden bir kabrin yanından geçtim. Birden karşıma boynunda ateş gıcırdatan bir zincir olan bir adam çıktı. Beraberimde bir su kabı vardı. O, beni gördüğü vakit;
«Yâ Abdullah bana su ver» derken ardından bir adam kabirden çıkıpi
«Yâ Abdullah ona su verme, O kâfirdir» dedi. Kendisini copla vurdu. Boynundaki zinciri tutarak, onu çekti, kabririe soktu.
İbn-i Ömer (Radıyallahû anh) dedi ki:
Sonra o gece ihtiyar bir kadının evinde misafir oldum. Evin yanında bir kabir vardı. Kabirden bir ses işittim : «Bevl mabevi» «Şennmaşenn» diyordu. Ben ihtiyar kadına «nedir bu» dedim. Ö:
«Bu benim kocam idi. Bevl ettiği zaman sakınmıyordu. Ona «sana yazıklar olsun! Deve de bevl ettiği vakit temizlenir. Sen niye temizlenmiyorsun» derdim. O kabul etmezdi. İşte öldüğü günden ber ri böyle «Bevl ma bevl» diyor, dedi
Ben «şenn» nedir dediğimde kadın dedi ki:
Çok susamış bir adam ona Ckocama) geldi. «Bana su ver» dedi. O «al kırbayı (şenni) dedi, Adam baktı ki içinde damla yok. Ve düşüp öldü. İşte o, öldüğü günden beri «şenn maşenn» diyor.
Sonra, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve SellemVe gittim. Haber verdim. Kişinin yalnız başına sefere çıkmasını yasakladı.
îbn-i Ebi Dünya, «el-Kubur» kitabında Huveyris bin er-RebâV-dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:
Ben seferden dönerken, üstü başı alev tutmuş demir bir çerçeve içinde bir adam kabirden çıkıp üzerime geldi. İki sefer «Bana su ver» dedi. Ardında bir insan çıktı, «Kâfire su verme» dedi. Ona kavuşup, zincirinden tuttu. Yerde çekip beraber kabre girdiler.
Huveyris dedi: Deve öyle olmuştu ki, ona hiç bir şey yapaım-yordum. Boynundan tutunca ıhdi. Ben indim, akşam ve yatsı namazlarını kıldım. Sonra bindim ta Medine'de sabahladım.
1Ömer bin el-Hattab'a vardım. Ona meseleyi anlattım. Haîife «Yâ Huveyris, ben seni ittiham etmiyorum, bana doğru bir haber verdin» dedi. Keyfa essuğra'dan cahiliyet dönemini görmüş bâzı ihtiyarları çağırdı. Sonra Hüveyrisi'de çağırdı ve dedi:
«Bu bana bir şeyler anlattı. Onu ittiham ediyor değilim.
Yâ Huveyris bana anlattığını onlara da anlat.» Huveyris yanlattı. Onlar;
«Yâ emirel-Müminin Biz bunu tanıyoruz. Beni Gifardan bir adamdır. Cahiliyette öldü. Misafirlere hakk tanımıyordu» dediler.
Yine ibn-i Ebi Dünya, Hişam bin Urve'den, o da babasından rivayet ettiklerine göre, babası şöyle demiştir:
Mekke Medine arasında bir binici gidiyordu. Bir kabristandan geçerken, demire vurulmuş, üstü başı alev tutmuş bir adam «Yâ Abdullah! Yâ Abdullah! Bana su ver» dedi. Ardından gelen birisi «Yâ Abdullah su verme» dedi. Bunun üzerine binici bayıldı. Saçları ağardı.
Olay Hz. Osman (Radıyallahû anhî 'a iletildiğinde, kişinin yalnız olarak sefere çıkmasını yasakladı.
îmam Ahmed, Nesâi, İbn-i Hüzeyme, Beyhaki Ebu Rafi (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre,. şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) Üe Baki' kabristanından geçiyordum. O, (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) «off off» dedi. Beni kastettiğini sandım.
«Yâ Resûlullah bir şey mi yaptım?» dedim. O; «Ne demek istiyorsun?» dedi. Ben: «Bana of çekiyorsun» dedim. O;
-Hayır, bu kabir sahibi filan kişiyi, filan kabileye zekât memuru olarak göndermiştim. Bir zırhı arakladı. Şimdi ona ateşten bir zırh giydirilmiş, görüyorum» dedi.
îbn-i Ebi Şeybe, Hennad, İbn-i Ebi Dünya, Amr bin Şerahbil'den rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:
Muttaki görünen bir adam ölmüş. Kabrine gelip, «sana yüz sopa vuracağız» demişler. Adam:
«Neden bana vuracaksınız, ben kötülüklerden sakınır, Allah'dan korkardım,» demiş. Bir sopaya ininceye kadar aralarında böyle tartışma sürmüş. Ve o sopa vurulunca kabri ateş tutuşmuş. Adam helak olup bir daha diriltilince;
Neden bana vurdunuz?» demiş.
Onlar:
«Bir gün âbdestsiz olarak namaz kıldın. Ve yardım isteyin mazlumun yanından geçerken, yardım etmedin,» demişler.
Buhari ve Ebû Şeyh, «et - Tevbih* kitabında ibn-i Mesûd (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiklerine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
«Allanın kullarından bir kula kabrinde yüz sopa vurulması em-rolündü. Adam bir sopaya indirinceye kadar, Allah'a yalvardı. Yalnız bir sopa vurulunca kabri ateşle doldu. Ateş kalkınca, adam ayıl-dı. «Neden bana vurdunuz» dedi.
Melekler:
«Sen abdestsiz olarak bir namaz kıldın. Bir mazlumun dalyanından geçip yardım etmedin» dediler.
Buhari, Beyhaki, Semûrete bin Cündüpten rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:
Resûlullah'm, ashabına çok fazla söylediği şeylerden birisimde: «İçinizden kimse rüya gördü mü?» sözü idi.
Bir gün sabahleyin, şöyle buyurdu:
Bu gece iki kişi gelip «bana hazırlan» dediler. Onlarla beraber çıktım, beni Arz-ı mukaddese götürdüler. Yatan bir adamın yanma vardık; elinde taş olan diğer bir adam başında duruyordu. Taşı basma vurup başını sıyırıyordu; Taş yuvarlanır giderdi. Peşinde gidip taşı alıyordu. Vuran adam daha dönmeden, vurulanın başı eski ha-
îine gelip iyileşiyordu. Döndüğü vakit ilk sefer yaptığı gibi bir daha onun başına vuruyordu.
Ben o arkadaşlarıma «Sûbhanallah nedir bunlar» dedim. Onlar:
«Git» dediler. Gittik, tâ, baş üstü yatmış bir adama vardık. Elinden çengel olan diğer bir adam onun yanında idi. Yanaklarına çengeli takıp kafasına kadar yırtardı. Burnuna koyup kafasına kadar yırtardı, gözüne takıp kafasına kadar yırtardı. Sonra dönüp öbür tarafı da aynen öyle yapardı. Onu bitirmeden öbür taraf eski haline dönüp iyileşiyordu. Yine öbür tarafa yaptığını bu tarafa yapardı.
Ben arkadaşlarıma «Sûbhanallah nedir bunlar?» dedim. Onlar;
«Çık» dediler. Çıktık. Tandır gibi bir şeyin yanına vardık, içinde sesler ve gürültü vardı. İçine baktık, çıplak kadın ve erkek dolu. Altlarından alev kendilerine vuruyor. Alev vurdukça bağrışıyordular.
Ben arkadaşlarıma «Nedir bunlar» dedim. Onlar;
«Git» dediler. Gittik. Kan gibi kızıl bir nehrin yanına vardık. Nehirde yüzen bir adam vardı. Nehir kenarında da ellerinde küçük çakıllar olan bir adam vardı. O arada, adam, yüzdüğü kadar yüzüyor. Sonra, çakılları biriktirenin yanma gelip ağzını ona açıyor. Ağzına bir taş atmca gidip yüzüyor, sonra bir daha ona dönüyor, ağzını açıp adamdan bir taş daha yutuyordu. «Bunlar kimlerdir?» dedim. «Git» dediler. Gittik, Hiç benzerini görmediğim çirkin bir adamın yanına vardık. Yanındaki ateşi karıştırıp etrafında dolaşıyordu.
Arkadaşlarıma «Bu kimdir» dedim. Onlar «Git» dediler. Gittik. Yemyeşil, içinde baharın her nevi çiçeği olan bir bahçeye girdik. Bahçe ortasında başını göremeyeceğim kadar uzun bir adam vardı. Etrafında hiç görmediğim çocuklar vardı. Arkadaşlarım bana «Çık» dediler. Çıktık, büyüklükte ve güzellikte benzerini göremediğim büyük bir bahçeye vardık.
Arkadaşlarım bana «yüksel» dediler. Yükseldik, binaları altın ve gümüş kerpiçten olan bir şehre vardık. Şehrin kapısını çaldık, bize açıldı.
İçine girdik, bir tarafları çok güzel, bir tarafları çok çirkin adamlar bizi karşıladılar. Arkadaşlarım onlara dediler ki, gidin şu ne-
hirde yıkanın. Orda suyu bembeyaz geniş bir nehir vardı. Onlar gidip yıkandılar. Sonra bize döndüler. Çirkinlik onlardan gidip en güzel şekle girdiler.
Arkadaşlarım, «işte bu senin evindir,» dediler. Ben «Allah'ın bereketi üzerinize olsun bırakın içine gireyim,» dedim. Onlar «fakat şimdi giremezsin» dediler.
Ben, o arkadaşlarıma «bu gece çok acaip şeyler gördüm, nedir bu gördüklerim» dedim. Onlar dediler ki:
Başı sıyrılan adam ise, Kur'an'ın hükümlerini bırakandır. Uykudan dolayı farz namazlarını kaçırandır. Kıyamete kadar ona öyle yapılacaktır.
Yüzü, gözü ve burnu kafasına kadar yırtılan adam ise, sabahleyin evinden çıkıp-her tarafta yalan söyleyendir. Kıyamete kadar ona Öyle yapılacaktır.
Tandır gibi yerdeki çıplak kadın ve erkekler ise, onlar zina edenlerdir.
Nehirde yüzüp taş yutan adam ise, o faiz yiyendir. Ateş karıştıran adam ise, o cehennemin bekçisi ve sahibidir. Bahçedeki uzun adam ise İbrahim, (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem.) *dir. Etrafındaki çocuklar ise, İslam fıtratı üzere ölen çocuklardır.
Sahabeler;
«Yâ Resûlullah! Müşriklerin çocukları da mı?» dediler. Peygamber (Sallallâhû Aleyhi.ve Sellem} :
«Evet, müşriklerin çocukları da...» dedi.
Bir tarafı çok güzel bir tarafı çok çirkin olan o topluluk ise: onlar iyi, salih bir ameli, diğer kötü bir amelle karıştıranlardın Allah onları affetti. Ben ise Cibril'im. Bu da Mikail'dir,
Âlimler demişler ki: Bu, hadis, Berzah âleminde azabın varlığına dair bir nasstır. Çünkü peygamberlerin rüyaları gerçeğe tam uygun olan vahydir. Nitekim hadisde, «kıyamete kadar buna öyle yapılacak» diye ifade vardı.
Darekutni'ye göre, Hadisin bazı rivayetlerinde şu ifadeler vardır :
Bana bahçeyi anlat, dedim. Arkadaşım dedi ki:
İbrahim (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) bu bahçede, bu çocuklara bakıcılık yapıyor. Kıyamete kadar onları besleyecek. Ben «kanda yüzen kimdi?» dedim. Arkadaşım, «o faiz sahibidir» dedi. «Kıyamete kadar taş ile beslenecektir.» Ben, başı sıyrılan adam kimdir» dedim. Arkadaşım;
«O, Kur'an Öğrenip unutacak şekilde uykuya dalıp Kur'an'ı bırakandır ki kıyamete kadar, kabirde uyudukça, başına vururlar} bırakmazlar ki, uyusun...
Hatip, ibn-i Asakir, Ebû Musa el-Eş'ari hadisinden şöyle rivayet etmişler: Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :
«Bâzı adamlar gördüm, derileri ateşten makaslarla makaslanıyordu.
«Nedir bunların hâli» dedim. Arkadaşım dedi ki:
«Bunlar, süslenmekte, helâl dairesini aşan kimselerdir.»
Pis kokulu, bir kuyu gördüm. İçinde bağıranlar vardı.
«Nedir bu» dedim. Arkadaşım dedi ki:
«Bunlar süslenmekte helâl dairesini aşan kadınlardır.»
Hayat suyunda yıkanan bir topluluk gördüm.
«Bunlar kimdir?» dedim. Dedi ki:
«Bunlar, kötü amel ile iyi ameli karıştıranlardır.»
îbn-i Asâkir, «Tarihlinde, Ali bin Ebû Talib (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiğine göre:
Besûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) sabah namazını kıldı. Namazı bitirince bize yöneldi ve şöyle dedi i
Bu gece bana iki melek geldiler. Kollarımdan tutup dünya göğüne çıktık. Bir meleğin yanından geçtik, elinde bir taş vardı. Önündeki insanın başına vuruyordu. Adamın beyni bir tarafa, taş bir tarafa düşüyordu. «Nedir bu» dedim. Arkadaşlarım, «geç» dediler. Geçtim, baktım, bir melek, önünde bir adam, meleğin elinde demirden bir çengel; sağ yanağına daldırıyor, kulağına kadar yırtıyor. Sonra sol yanağı da aynen öyle yapıncaya kadar, sağ taraf düzeliyor.
Ben «nedir bu» dedim. Arkadaşlarım, «geç» dediler. Geçtim, kandan bir nehir gördüm. Kazan kaynar gibi kaynıyordu... Kenarlarının içinde çıplak bir topluluk vardı. Nehrin kenarında, ellerinde çamur çakılları olan melekler vardı. O çıplaklardan dışarı çıkmak isteyen olunca, ağzına bir çakıl atar, onu nehrin dibine götürüyordu.
«Nedir bu» dedim. Arkadaşlarım, «geç» dediler. Geçtim, baktım önümde bir ev, altı üstünden daha dar, içinde çıplak bir topluluk vardır. Altlarından alev yükseliyordu. Ben onların pis kokusundan burnumu kapattım.
«Kimdir bunlar» dedim. Arkadaşlarım, «geç» dediler. Geçtim, Siyah bir tepeye vardım. Üstünde çeşitli hastalıklara çarpılmış bir millet vardı. Arkalarından ateş savrulup ağız burun, göz ve kulakla-rmdan çıkardı.
Ben «nedir bu durum» dedim. Arkadaşlarım «geç» dediler. Geçtim. Her tarafı saran bir ateş gördüm. Başına bir melek müekkel kılınmış, hiç kimsenin ondan çıkmasına fırsat vermiyor. «Nedir bu?» dedim. Arkadaşlarım «geç* dediler. Geçtim. Kendimi bir bahçede buldum. Orda güzellikte benzeri olmayan bir yaşlı zat vardı. Etrafında çocuklar bulunuyordu. Ve etrafta, yaprakları fil kulağı misillu ağaçlar vardı. Allah'ın müsaade ettiği kadar o ağaca yükseldim. Ta güzellikte benzeri bulunmayan, şeffaf incilerden, yeşil zebercedden, kızıl yakuttan evler buldum.
Ben «nedir bu» dedim. Arkadaşlarım «geç» dediler. Geçtim. Gümüş ve altın iki köprüden bir nehre vardım. Nehrin kenarında güzellikte eşi olmayan yapıları, şeffaf inciden, yeşil Zebercedden, kızıl yakuttan olan evler vardı. İçlerinde dizilmiş bardak ve ibrikler vardı.
Ben «Nedir bu» dedim. Arkadaşlarım, «İn» dediler, indim. Elimi o kaplardan birisine vurdum. Avuçlayıp içtim. Baktım baldan daha tatlı, sütten daha beyaz, kaymaktan daha yumuşaktır.
Arkadaşlarım bana dediler ki: İşte o başları vurulup, beyinleri yere akıtılanlar ise, onlar yatsı namazını kılmadan yatanlardır. Namazları vakitlerinde kılmayanlardır. Onlar o taşla vurulurlar, sonra cehenneme giderler.
Yüzleri çengel ile varılanlar ise, müslümanlar arasında koğu-culuk yapanlardır. Onlar cehenneme gidinceye kadar öyle azap görürler.
Ağızlarına çakıl atılanlar ise, onlar faiz yiyenlerdir. Cehenneme gidinceye kadar o nehirde öyle azap görürler.
O çıplak millet ise, zinâkarl ardır. O pis koku ise avretlerinin kokusudur. Onlar da ateşe varıncaya kadar öyle azap görürler.
Çeşitli hastalıklara çarpılmış o millet ise, kavm-ı Lut gibi oğlancılık yapanlardır. Alttaki de, üstteki de Öyle azap görürler. En sonunda Cehenneme giderler.
O her tarafı saran ateş ise, Cehennemdir.
O bahçe ise, Cennet'ül-Mev'adir.
O gördüğün yaşlı adam ise, İbrahim'dir. Etrafındaki çocuklar da müslümanların çocuklarıdır. O ağaç da sidretü'I-müntehâdır. O evler ise, peygamberlerin, sıddıklarm, şehidlerin, salihlerin evleridir. O nehir ise, Allanın sana verdiği kevser nehridir. Kenarlarındaki evler, ise senin ve ehli beytinin evleridir.
Beyhaki, Delaü'de, Ebû Said-Hudri (Radıyallahû anh)'dan, Miraç hadisinde Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve SellemJ'den rivayet ettiğine göre, şöyle buyurmuştur :
Sonra bir az daha geçtim. Baktım, orda, üstünde büzülmüş et olan sofralar var, kimse ona yanaşmıyor. Aynı yerde diğer sofralarda, kokuşmuş pis et vardır. İnsanlar oturup ondan yiyorlar.
Ben «Yâ Cibril kimdir bunlar?» dedim. O dedi ki: «Ümmetinden bir millettir. Helâli bırakıp harama girerler.»
Sonra biraz daha geçtim. Karınları evler gibi plan bir topluluğun yanına vardım. Kalkmak istedikçe yere düşüyordular. «Yâ Rab-bi kıyameti koparma» diyordular. Onlar Ali Firavunun yolunda idiler. Yoldakiler onları ezip geçiyordular. Allah'a yalvardıklannı işittim. . :
«Yâ Cibril! Kimdir bunlar» dedim. Cibril:
Bunlar, «senin ümmetinden faiz yiyenlerdir» dedi. Sonra az daha gittim. Dudakları deve dudakları gibi büyük bir milletin yanına geldim. Ağızlarını açıp o ateşten yutuyor, ateş arkalarmdan çıkıyordu.
«Kimdir bunlar» dedim. Cibril:
«Bunlar, senin ümmetinden yetimlerin malını zulmen yiyenlerdir» dedi.
Sonra yine öyle geçtim. Memelerinden asılmış kadınlar gördüm. «Kimdir bunlar?» dedim.
«Bunlar zina edenlerdir» dedi.
Sonra biraz daha gittim. Yanlarından et kesilen, bir millet gördüm. O kesilen et onlara yediriliyordu. Onlara, «kardeşinin etinden yediğin gibi bunu da ye» deniliyordu. «Kimdir bunlar?» dedim. Cibril :
«Bunlar gıybet edici ve ayıplayıcılardır» dedi.
İbn-i Adiy, Beyhaki, yine Miraç hadisinde Ebu Hüreyre
[Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre.Peygamber (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
Başları, taşla ezilen bir milletin yanından (Miraç gecesinde) geçtim. Başları ezildikçe bîr daha düzeliyordu. Bu ezilmekten dolayı onlardan hiç bir şey eksilmiyordu.
«Yâ Cibril kimdir bunlar?» dedim. Cibril
«Bunlar, başları namaza ermeyen kimselerdir» dedi.
Sonra, keçi koyun gibi dolaşan, zakkum, dikenli otlan, Cehennemin çakıl ve taşlarını yiyen bir milletin yanına geldim. «Kimdir bunlar» dedim. Cibril;
«Bunlar, mallarının zekâtını vermeyenlerdir» dedi.
Sonra, başka bir milletin yanma geldim. Ellerinde teiniz pişmiş et ve piş çiğ et vardı. Temiz eti bırakıp pis eti yiyordular.
Ben «Kimdir bunlar?» deyince Cibril cevaben:
Bunlar, helâl hanımını bırakıp pis kadının yanında sabahlayan erkek ve helâl kocasmı bırakıp pis erkeğe giden, yanında sabahlayan kadınlardır.»
Sonra, taşınamayacak kadar büyük bir yığını biriktirmiş ve arttırmayı isteyen bir adam gördüm. «Kimdir bu» deyince Cibril:
«Yanında ödeyemeyecek kadar, insanların emanetleri olan ve yine emânet almak isteyen kişidir» dedi.
Sonra, dili ve dudakları demir makasları ile kesilen, bir milletin yanma geldik. Kesildikçe eski hâline dönüyordu. Hiç bir şey eksilmiyordu. «Kimdir bunlar» deyince, Cibril cevaben:
Bunlar, ümmetinin hatipleridir» dedi.
Ebû Dâvud, Enes (Radıyallahû anh)'den rivayet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
Miraca çıkarıldığım gece, bâzı kavimlerin (toplulukların) yanından geçtim. Tunçtan, tırnaklan vardı. Kendi yüzlerine ve göğüslerine batırıyorlardı.
«Yâ Cibril kimdir bunlar?» dedim. Cibril:
«Bunlar, insanların etini yiyen (gıybetini yapan) ve ırzların» geçen kişilerdir» dedi.
îbn-i Ebi Dünya «el-Kubur» kitabında Hasan'dan merfûan rivayet ettiğine göre Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :
«Kim sahabelerimden birisine söverek dünyadan ayrılsa, Allah ona bir hayvan musallat eder, etini kemirir, ondah kıyamete kadar elem duyar
lbn-i Huzeyme, İbn-i Hibban, el-Hâkim, Taberani, İbn-i Merde-veyh kendi Tefsirinde ve Beyhaki, Ebü Umâme (Radıyallahû anh)'~ dan rivayet ettiklerine göre, şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallaîlâhû Aleyhi ve Sellem) sabah namazından sonra yanımıza geldi. Buyurdu ki: Ben hak bir rüya gördüm, dinleyin:
Bu gece bana bir adam geldi. Elimden tuttu, peşimden gel dedi. Ta, sarp korkunç bir dağa geldik. Bana «dağa çık» dedi. Ben «Çıkamam» dedim. O, «ben onu sana kolaylaştıracağım» dedi. Adımlarımı attıkça bir basamağa rastgeliyordu. Ta dağın zirvesine çıktık. Orda ağızları yırtık, erkek ve kadınlar vardı. Nedir bunlar dedim. O, «bunlar dediklerini yapmayanlardır» dedi.
Sonra çıktık, göz ve kulakları mıhlanmış erkek ve kadınlar karşımıza çıktı. «Nedir bunlar» dedim. O;
«Bunlar bakıp ta görmeyen, işitip de dinlemeyenlerdir» dedi.
Sonra çıktık. Kuyruk sokumlarından asılmış, başları aşağıda, memelerini yılan kemiren kadınlar gördük. «Kimdir bunlar» dedim. O;
«Bunlar çocuklarına süt emzirmeyen kadınlardır» dedi.;
Sonra, çıktık. Kuyruk sokumlarından asılmış, baş aşağı azîmik-tarda buldukları suyu yalayan kadın ve erkekleri gördük. «NedirSbun-lar» dedim. O;
«Bunlar oruç tutup, sonra keffaret vermeden orucunu' bpzan-lardır» dedi.
Sonra, çıktık. Çok çirkin manzaralı, çok çirkin elbiseli,; çok pis kokulu kadm ve erkekleri gördük. Kokuları pislik kokusu idi. «Kimdir bunlar» dedim.
«Bunlar zina eden kadın ve erkeklerdir» dedi.
Sonra çıktık. Korkunç derecede şişmiş, çok pis kokulu ölüler gördük. «Nedir bunlar» dedim. O;
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
1- Allah Teâla şöyle buyuruyor:
«Hak ile ölüm sekeratı geldi.» [1]
2- «Zalimleri ölüm baygınlığı içinde bîr görseydin, melekler ellerini uzatmışlar, canlarınızı çıkartın» derler [2]
3- «Can boğaza dayandığı zaman. O vakit (ölünün etrafında bulunan sizler) bakar durursunuz. (Elinizden birşey gelmez, canının çıkmasını beklersiniz.) [3]
4- «Hayır, ruh göğüse varınca ve denilir kim onu yükseltir. Ve o zanneder bu bir ayrılıştır. Bacakları birbirine dolanır. Ve o gün Rabbm olan Allah'a sevk olunur.»[4]
Buhâri, Hz. Âişe (Radiyallahû anhâ) 'den rivayet ettiğine göre-,
ResûlüUah (Sallallâhû Aleyhi ve SeHemJ'ın önünde, içinde sı olan bir kap vardı. Elini içine sokar yüzüne sürerdi. Ve şöyle di yordu:
«Lâilahe illallah! Ölümün sekeratı varmış.
Tirmizi, Hz. Âişe (Radıyallahû anhâ) 'den rivayet ettiğine göre Âişe (Radıyallahû anhâ) Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem)'in vefatının şiddetini gördükten sonra, hiç kimseye ölümün kolaylığından dolayı gıpta etmedim, demiş.
Buhari ondan (Radıyallahû anhâ) rivayet ettiğine göre, şöyimış:
Resûlullah1 in vefatının şiddetini gördükten sonra, hiç kimsenin ölümünün şiddetinden iğrenmiyorum.
îmam-ı Ahmed'in oğlu, Abdullah ZevâidüVZühdde Sait'ten (Radıyallahû anh) rivayet ettiğine göre;
Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ölüm sıkıntısını çeker-ken şöyle ,buyurdu: «Eğer insanoğlu yalnız bunun için çalışsaydı yine çalışması yerinde olacaktı.»
Lokman el-Hanefi ve Yûsuf bin Yâkup el-Hanefi'den rivây&t edildiğine göre, şöyle demişler:
«Yâkup (Aleyhisselam) müjdeci geldiği zaman demiş. Bugün sana ne verdiğimi bilmiyorum. Fakat Allah sana ölüm sekeratmı kolaylaştıracaktır.»
İbn-i Mes'ud (Radiyallahû anh) 'dan rivayet edildiğine Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :
«Müminin nefsi, sızarak çıkar, kafirin nefsi ise, eşeğin nefsi gibi akarak çıkar. Mümin hatâ işler. Keffaret olarak ölüm ona zorlanır.
Kâfir iyilik işler, sonra âhirette, cezasını görmek için ölüm ona kolaylaşır.»
Denyuri, Vuheyb bin el-Verd'in meclisinde kendisinden rivayet ettiğine göre, Allah şöyle buyurmaktadır :
«Rahmet etmek istediğim hiç bir kimseyi hatâlarını bitirtmeden düyadan çıkartmak istemem. Yâ cesedinde bir hastalık, ve evinde bir musibet ve geçiminde bir darlık veya rızkında bir fakirlik, olarak o hataları ifa ederim; Zerre miskal kalıncaya kadar Ondan alırım. Şayet bir şey kaldıysa ölümü ona şiddetlendiririm ta doğduğu gün gibi günahlarda tertemiz olarak bana gelir.
İzzetime yemin ederim ki, azap vermek istediğim hiç bir kimseyi bütün iyiliklerini btirmeden dünyadan onu almam. Ya cisminde sağlık olarak, veya rızkında genişlik olarak, veya maişetinde rahatlık olarak veya kendinde güven olarak bütün iyiliklerini bitiririm. Zerre miskal kalıncaya kadar. Onu da alırım. Sonra, ateşten korunacak hiç bir hasenesi kalmadan bana varır.»
îbn-i Ebi Dünya, Zeyd bin Eslem'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:
«Mümin günahları sebebiyle kendi ameliyle kendisine takdir edilen mertebelere ulaşmayınca ölüm ona şiddetlenir tâ ölüm sekerât ve şiddetleriyle Cennetteki derecesine ulaşsın, kafir eğer dünyada iyi bir amel yapmışsa Ölüm ona kolaylaşır ta dünyada karşılığını alsın. Sonra ateşe girsin.»
lbn-i Mâce Âişe (Radyallahû anhâ) 'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:
Resûlüllah (SaUallâhû Aleyhi ve Sellem)
«Mümin Ölüm anındaki zorluk dahil herşeyde ücretlenir.»
Büreyde (Radiyallahü anh) 'den rivayet edildiğine göre; ResûlüUah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) «Mümin, alınteriyle ölür» buyurdu.
Selmân-ı Fârisi'den rivayet ediidiğie göre şöyle demiştir: ResûlüUah CSallallâhû Aleyhi ve Sellem) dan işittim ki diyor
«Ölüm anında ölünün üç şeyini gözetleyin: Ahu sızıp, gözleri akıp-, burnu şişmişse o AUah'dan bir rahmettir, üstüne inmiş. Eğer boğulan deve gibi hırıldıyorsa ve yüzü ekşi ekşi ise ağzı köpükleniyorsa o AUah'dan bir azaptır.»
îbn-i Mesud'dan, rivayet edildiğine göre;
Müminin üstünde hatalarından bâzı hatâlar kalır. Ölüm anında olardan dolayı ceza görür. Bunun için alnı ter akıtır.
Beyhâki, Şuab-i îman'da Aîkame bin Kaya' {Radiyallahü anh)' dan rivayet ettiğine göre;
O sekeratta olan bir amca oğlunun yanma varır alnına elini kor, bakar ki ter sızmış, bunun üzerine Allahü Ekber deyip Mes'ud (Radiyallahü anh)'un Eesûlüliah (Sallaîlâhû Aleyhi ve Sellem)'m kendisine şöyle buyurduğunu söyledi.
«Müminin Ölümü alnın sızmasıyla olur. Günahı olmayan hiçbir mümin yoktur. O günahların bir kısmı dünyada karşılığım görür. Baki kalan kısımda ölüm anındaki şiddetle giderilir.»
Abdullah ibn-i Mes'ud:
«Eşek ölümü gibi ölmek istemiyorum,» dedi.
îbn-i Ebi Şeybe, Beyhaki, Alkame'den rivayet ettiklerine göre;
O, ölümde olan bir kardeşi oğlunun yanına varır. Alnının terlediğini görür, gülmeye başlar. Ona derlers «Neden gülüyorsun?
Der ki:
«İbn-İ Mesûd Radiyallahü anh)'dan işittim ki diyor: «Müminin nefsi sızarak çıkar. Kafir veya facirin nefsi eşşek gibi ağızlarından çıkar. Mümin günah işlemiş olabilir. Günahları şilinsin diye ölüm ona şiddetlenir. Kâfir veya fecir iyilik işlemiş olabilir. Karşılığını bulsun diye ölüm onlara kolay olur.
Mervizi, İbrahim en-Nahvi'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:
Alkame Esved'e dedi ki: 'Yanıma gel bana Lâ ilahe illallah telore kin et. Eğer alnını terlerse bana müjde ver.'»
îbn-i Ebi Şeybe ve Mervizî Süfyan'dan rivayet ettiklerine şöyle demiştir:
«Eskiler, ölü için terlemeyi iyi sayıyordular.»
Bâzı âlimler demişler ki:
Ölü alnının terlemesi, gü&hlarmdan dolayı Rabbine karşı h'ayâ etmesinden dolayıdır. Çünkü aşağı kuvveleri ölmüştür. Yalnız yu-karlardaki hayat ve hareketleri kalmıştır. Haya ise yukarda gözlerdedir. Kâfir bütün bunlarda kördür. Azap gören Muvahhit isef. basma çöken azapla meşguldür.
Câbir bin Abdullah (Radiyallahü anh) 'dan rivayet edildiğine göre Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) :
«Beni İsrail'den söz edin. Çünkü onlarda çok acaibler var» buyurdu. Sonra şöyle devam etti:
«Onlardan bir taife çıkıp mezarlarından bir mezara geldiler. Dediler ki eğer iki rekat namaz kılıp Allah'a duâ etsek, bizim için bazı Ölüler çıkıp ölümü haber verirler. Onlar onu yaptılar ve o durumda iken siyah bir adam çıkıp iki gözü arasında secde izi vardı. Ve onlara dedi:
«Ey insanlar benden ne istiyorsunuz;? Yüz senedir ölmüşüm, daha ölüm harareti benden teskin olmadı. Allah'a dua edin bir daha ölmemek üzere eski durumuma döneyim.»
îmam Ahmed Zühd'de Ömer bin Habib'den rivayet ettiğine göre;
Benî İsrail'den iki adam bıkıncaya kadar Allah'a ibâdet etmişler. Demişler ki:
«Eğer çıkıp kabirlere komşu olsak umulur ki onlara müracaatımız olur. Gidip kabirlere komşu olmuşlar. İbadete devam etmişler. Onlara bir ölü dirilip demiş:
«Seksen senedir ben ölmüşüm halen de ölüm elemini çekiyorum.
Ebû Nuaym, Kâ'b'dan rivayet ettiğine göre şöyle demiş
«Ölü kabrinde kaldıkça ölüm acısı ondan gitmez. Bu ölüm acısı müminin başmda geçen en şiddetli durumdur ve kafire,
îbn-i Ebi Dünya, Evzâi'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştiı
«Bize ulaştı ki mümin kabrinden çıkıncaya kadar ölüm acısını çeker.»
İbn-i Ebi -Dünya güvenilir bir senet ile Hasen'den (Radiyaİlahû anh) rivayet ettiğine göre-, ResûltiUah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) ölümün elem ve sıkıntısını anlatırken:
«Bunun acı ve sıkıntısı üç yüz kılıç darbesi kadardır.» diye buyurmuştur.
Dahhak bin Hamza'dan rivayet edildiğine göre; ResûluUah (Sal-lanllâhû Aleyhi ve Sellem) den ölüm soruldu. Buyurdu ki: «Ölümün en ufak tutması, yüz kılıç darbesi kadardır.»
Hatip «Tarihi-nde Enes (Radıyallahû anh) 'den merfuan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:
Ölüm meleğinin tutması, bin kılıç darbesinden daha zordur.»
İbn-i Ebi Dünya, Ali ibn Ebi Talip (Radıyallahû anh) 'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:
«Bize ulaştı ki mümin kabrinden çıkıncaya kadar ölü ölüm çekere acısını îbn-i Ebi Dünya, Ali ibn - Ebi Talip (Radıyallahû anh) 'dan rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:
«Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, bin darbesi, yatak üzerinde ölmekten daha kolaydır.»
Ebu'ş-Şeyh, Azamet kitabında Hasan (Radıyallahû anhJ'c vâyet ettiğine göre, şöyle demiştir:
Musa (Aleyhisselam) 'a denilmiş ki «ölümü nasıl buldun?» Demiş
«Çok dallı ve her dalı bir damara takılan sonra, içimden çekilen bir biryan demiri gibiydi. Bunun üzerine ona bir ses gelmiş ki: «Gerçekten sana onu kolaylaştırdık...»
îbn-i Ebi Dünya, Ebi îshak'tan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir :
Musa (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'ya sorulmuş:
«Ölüm tadım nasıl buldun?»
«Bir tomar yün içinde olup çekilen demir gibi...» demiş üzerine bir ses:
.Muhakkak ki, biz sana Onu kolaylaştırdık.»
îmain Ahmed, Zühd'de, Mervizi, cenazeler konusunda Ebu Mü-leyke'den rivayet ettiklerine göre;
Hz. İbrahim (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) Allah'a kavuştuğu zaman ona denilmiş ki;
«Ölümü nasıl buldun?»
Demiş
Sanki, ruhum, dikenlerle almıyor gibiydi. Bir ses ona«
Muhakkak ki sana ölümü kolaylaştırdık. dedi.
Rivayette var ki, Musa (Aleyhi's-salâtü ve's-selam) nın ruhu dığı zaman, Allah ona demiş :
— Yâ Musa nasıl buldun Ölüm acısu. Demiş t
— Kendimi tavada kızaran diri serçe gibi gördüm, ne Ölür ki rahat etsin, ne de kurtulur ki uçsun.
Yine bir rivayette, «kendimi kasabın elinde soyulan keçi gibi gördüm,» demiş.
Enes (Radiyallahü anhVden rivayet edildiğine göre;
Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Selleml : «Melekler öli şatır, tutarlar. Yoksa, ölü, ölüm sekeratından dolayı, dağ ve çillere kaçacaktı.
Ebû Şeyh, Kitab'ül-Azamet'de, Fudayl bin tyaz'dan ri tiğine göre, ona şöyle denilmiştir:
«Neden ölünün ruhu çekilirken, sessiz durur. Halbuki insan çimdiklemekten dahi ızdırap duyar.»
«Çünkü melekler onu tutarlar.» diye cevap vermiş.
Ibn-i Ebi Dünyat Şehr bin Havşeb (Radiyallahü anh)'deiğine göre; rivâyet
Resûlüilah (SallaUâhû Aleyhi ve SeüemVden ölüm ve ölümün zorluğu soruldu; buyurdu ki
«En kolay ölüm, yün içinden çekilen dikenli dal gibidir. Acaba dal çekilip te beraberinde hiç yün getirmemesi mümkün mü?:
Mervizi, cenazeler konusunda Meysere (Radıyaîlahû anh) 'den o da Resûlüilah CSallallâhû Aleyhi ve Sellemî 'den rivayet ettiğine göre, şöyle buyurdu:
«Eğer ölüm acısından bir damla bütün yer ve gök ehlinin üstüne konsaydı, hepsi ölecekti ve kıyamet gününde bir saat yar ondaki şiddet Ölüm acısından yetmiş kat daha fazladır.»
İbn-i Ebi -Dünya, Muhammed bin Abdullah bin Yesaf tan rivayet ettiğine göre, şöyle demiş ;
«Ey babacığım! Sen dâima derdin Keşke akıllı ve sekerata giren bir adam görüp görüşseydim, bana ölümü anlatsaydı. Ey babacığım. İşte sen o adamsın bana ölümü anlat! Dedi:
Ey oğlum, sanki bir kalıptayım. İğne deliğinden nefes alıyorum. Ve sanki, dikenli bir dalı ayağımdan başıma doğru çekiyorlar.»
İbn-i Sa'd, Avene bin Hakem'den rivayet ettiğine göre, As şöyle derdi:
«Acaba neden sekerata giren ve dengesini kaybetmeyenler Ölümü anlatmıyorlar. Sonra kendisi sekerata girince, oğlu ona dedi:
Ey baba, sen şöyle şöyle derdin. İşte bize anlat.. Dedi: Ey oğulcuğum! Ölüm anlatılmaktan çok daha büyüktür. Fakat içinde bulunduğum halimden bir şeyleri sana anlatacağım. İşte sanki boynuma Razve dağları binmiş ve sanki içinden dikenli dallar çekiliyor ve kendimi iğne deliğinden nefes aldığımı sanıyorum.»
îbn-i Ebi Şeybe, İbn-i Ebi Dünya ve Ebû Nuaym, Hilye'de, îbn-i Ebi Müleyke'den rivayet ettiklerine göre;
Ömer (Radıyallahû anh) Ka'b'a dedi ki: '
«Bana ölümden haber ver!» Kâb dedi:
«Yâ Emîral-Mü'minin, o insanoğlu içinde bulunan çok dikenli bir ağaç gibidir. Diken takılmayan hiç bir damar, hiç bir mafsal, olmaz. Güçlü adam bunu sezer ve buna karşı koymak ister.»
îbn-i Ebi Şeybe'nin rivayetine göre hadisin lafzı şöyledir
«Ölüm, adamın içine sokulan ve güçlü bir adamın çektiği ve her dikeni bir damara takılan dikenli bir dala benzer. İşte bu dal aldığnı alır, bıraktığını bırakır.»
îbn-i Ebi Dünya sahabi olan Şeddat bin Evs (Radiyallahü anh)' den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:
«Müminler için dünya ve ahirette en büyük korkunç hadise ölümdür. Ölüm, bıçkıyla kesilmekten, makasla parçalanmaktan, kazanlarda kaynamaktan daha şiddetlidir. Eğer bir ölü ditilip ölüm acısını, dönüp ehline haber verseydi, yaşamaktan hiç yararlanamayacaktılar ve uykudan hiç lezzet alamayacaktılar.»
Vehb bin Münebbih'ten rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:
«Ölüm, kılıç darbesinden, bıçkı ile kesilmekten, kazanlarda kaynamaktan daha şiddetlidir. Eğer ölünün bir damarının acısı, bütün yeryüzü ehline dağıtüsaydı, hepsini aratacaktı.
Sonra, demiş: Bu ölüm elemi, kafirin ük gördüğü ve müminin son gördüğü şiddettir.»
Ebû Nuaym 'Hilye'de, Vasile bin Aşka (Radıyallahû aiıhVdan; şöyle demiştir
Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : «Sekeratta olanlarınızı, hazırlayıp onlara Laİlahellallah'ı telkin edin, Cennetle müjdeleyin, çünkü, kadın olsun erkek olsun, bu döğüşme de muhayyer kalır ve şeytan insaaa en yakın olduğu hâl bu savaş alanıdır.
Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ediyorum: Ölüm meleğinin bir görünmesi, bin kılıç darbesinden daha şiddetlidir,
Nefsim kudret elinde olan, Allah'a yerain ediyorum, kalbin her damarı ayrı ayrı elem çekmedikçe dünyadan çıkmayacaktır.»
îbn-i Ebi -Dünya Hüseyin el-Burcûmi'den aynını rivayet ! itmiştir. '
Huseyn el-Bürcumi, bu hadîsin, senedini Besülüllah Aleyhi ve Sellem) 'e kadar götürmüştür.
îbn-i Ebi -Dünya, Ta'mo bin Gaylan el-Cûfî (Radiyallahujjanh)' dan rivayet ettiğin göre şöyle demiştir:
Resûlüllah (Satiallahû Aleyhi ve Sellem) :
«Yâ Rabbi mafsal ve damarların arasından ruhu alan sensin. Yâ Rabbi ölüme karşı bana yardım et ve Ölümü bana kolaylaştır.» diye dua ederdi, Hars îbn-i Ebi Üsâme, iyi bir senedle Müsned'inde, Ata bin Ye-sar'dan rivayet ettiğin göre;
ResûlüUah (Saîlallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
«Ölüm meleğinin bir dokunması, bin kdıç darbesinden daha şiddetlidir. Müminin her damarı başlı basma elem çekmeden ölmez. Ve Allah'ın düşmanı, insana en yakın olduğu an bu ölüm saatidir.»
îbn-i Ebi -Dünya, Beyhaki Şuâb-i İman» da, Ubeyd bin Ümeyr (Radiyallahü anh) 'dan rivayet ettiğine göre;
ResûlüUah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur
«Müminin her daman ölümden elem duyar, fakat Rabbinden ona gelen elçi müjdeler ki bundan sonra sana azap yoktur.» .
Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Seliem) hasta olan bir saha-bisine gidip sordu:
— Kendini nasıl buluyorsun?
Sahabi dedi:
— Hem korkuyorum» hem ümidim var.
Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Seliem) buyurdu
— Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ediyorum, Böyle makamda bu İki hâl birleşmez, illa Allah umduğunu verir, korktuğundan emin kılar.
îmam-ı Ahmed, ibn-i Abbâs (RadiySlanü anhVdan şöyle yet etmiştir:
«Müminin en son uğradığı şiddet, ölümdür.»
Ebû Nuaym, Mervizi ve Beyhakî Şuab-i İmanfda Ömer bin Ab-dulaziz'den rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:
«Ne güzel olur, bana ölüm sekerâtı kolaylaşsa, çünkü bu kolaylık müminin dünyada en son aldığı ücrettir.»
İbn-i Ebi'd -Dünya Enes (Radiyallahü Snh) 'den rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir:
«İnsanoğlu yaratıldığından beri ölümden daha şiddetlisine rastlamamıştır.»
Said bin Mansûr, Î^İuhammed bin Ka'b'dan rivayet ettiğine şöyle demiştir:
«Âhirette karşılanan en şiddetli durum ölümdür.»
Zeyd bin Eslem'den rivayet edildiğine göre, bir adam Ahbar'a demiş:
«İlacı olmayan hastalık nedir?» Demiş:
«Ölüm.»
Zeyd bin Eşlem de:
«Ölüm bir hastalıktır, ilacı Allah'ın nzasıdır.» demiş.
Enes Radiyallahü anh)'den rivayet edildiğine göre Resu.üllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
«Kul ölüm sıkmtısı ve sekerâtmı çekerken mafsalleri birbirine
selâm verip "esselâmü aleyhe" kıyamete kadar ben senden yorum. Sen de benden ayrılıyorsun, derler.»
İbn-i Ebi -Dünya, Hasan'dan (Radıyallahû anh) rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:
«Kulun en şiddetli durumu ruh göğüse geldiği zamandır ki o vakit deprenir, nefesi kesilir. Ben diyorum ki şehid bundan müstesnadır. Başkasının gördüğü elemi o görmez.»
Taberâni, Ebi Katâde (Radıyallahû anh) 'den rivayet ettiğine göre Resûlüllah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
«Şehid ancak sizin çimdikleme acısını, çektiğiniz kadar öldürülme acısını çeker.»
tbn-i Ebi'd -Dünya, Muhammed bin Kââb el-Kurezî'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:
«Bana ulaştı ki en son ölen ölüm meleğidir. Ona denilir ki öl. O öyle bağırır ki eğer yeryüzü ve göklerin ahalisi
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!