.

Lâ İlahe İllâ Ente" ifadesinin mânâsı

1/6/2008 · Kategori: Oku ve Dusun

Lâ İlahe İllâ Ente" ifadesinin mânâsı

Hz. Yunus'un " لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنتَ  lâ ilahe illâ ente" (yani Senden başka ibadete layık ilâh yoktur) duasına gelince:

Burada "ulûhiyetin tekliğini" ispat vardır.

"Ulûhiyet" ise; Allah'ın kudretinin, bilgisinin, rahmet ve hikmetinin yetkinliğini içerir. Ayrıca burada Allah'ın kuluna ihsanının da ispatı vardır. Çünkü:

lâh"; "me'lûh" demektir.

"Me'lûh" ise; İbâdet edilmeye yegâne hak sahibi olan varlık mânâsındadır.

O'nun ibâdet edilmeye lâyık yegâne varlık olması; aynı zamanda O'nun çokça sevilen yegâne sevgili, çokça saygı duyulan tek saygın varlık olmasını gerekli kılan sıfatlarla sıfatlanmış olması demektir.

Gerçekte İbâdet; çokça, (son derece) sevme (muhabbet) ve çokça, (son derece) acziyet (tezellül) belirtmeyi içeren bir fiildir.

(İbadet en yetkin (kamil) sevgiyi ve tazim mânâsını içeren en mükemmel acziyeti (zül) kapsar)

Hz. Yunus (a.s.)'un "Sübhâneke" sözü' O'na tazimi, O'nu zulüm ve benzeri noksanlıklardan münezzeh ve mukaddes tutmayı içerir. Çünkü "tesbih" (Sübhâneke demek) her ne kadar eksiklikleri olumsuz kılmayı içerdiği söyleniyorsa da, Mûsâb bin Talha'dan "Mürsel" olarak Rasûlullah'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir.

Allah Resulü (s.a.v.) kulun "Sübhânellah" demesiyle ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

"Bu söz, Allah'ın (kula verdiği) kötülükten kurtulma beratıdır" (Hadisi İbn Cerir Taberî, tefsirinde kaydetmiştir, c. 15, s. 2)

Aslında "olumsuzlama" (nefy) övme anlamı içermez; ancak "ispat" (sübût) anlamını içerdiğinde övme anlamı ifade eder. Şayet içermezse salt nefiyde (olumsuzlama) övme anlamı yoktur.

Allah'tan eksikliği ve kötü olanı uzaklaştırma (nefyetme), aynı zamanda O'nun kemâl ve güzelliklerini ispatlamayı gerekli kılar. Çünkü en güzel isimler Allah'a aittir.

Bunun gibi Kur'ân'da Allah'tan kötülük ve eksikliği uzaklaştırmak amacıyla gelen âyetlerin tamamı, O'nun güzelliklerini ve mükemmelliğini ispatlamayı içerir.

Şu âyetler buna örnektir:

"Allah ki, O'ndan başka ibadete layık ilah olmayandır. O, Hayy (Diri) ve Kayyum'dur. (gözetip ayakta tutandır) Kendisini uyuklama (sayıklama) ve uyku tutmaz..." (Bakara, 2/255)

O'nu sayıklama ve uyku tutmasını nefyetme, O'nun diriliğinin ve kayyûmiyeti (yaratıklarını gözetip ayakta tutma) nin mükemmeliyetini içerir.

Diğer bir örnek şu âyettir:

"Bize bir usanma, bir yorgunluk da dokunmadı." (A'râf, 50/38)

Bu âyet de Allah'ın kudretinin kemâlini kapsayan bir âyettir.

Bu durumda:

Allah'ı kötülükten uzak tutmayı ve eksikliği ondan nefyetmeyi içeren "Sübhânellah" kelimesi aynı zamanda O'na saygı duymaya da şamildir.

Hz. Yunus (a.s.)'un "Sübhâneke" (Senin şanın yücedir) sözü Allah'ı zulümden uzak tutmak, O'nun zulümden uzak olmasını gerekli kılan yüceliğini ispatlamak amacıyla söylediği bir sözdür.

Çünkü zâlim ya zulmetmeye gereksinim duyması ya da bilgisizliği yüzünden zulmeder.

Halbuki Allah herşeyden müstağni, herşeyi bilen, kendi kendine yetendir. O'nun dışındaki herşey O'na muhtaçtır. Bu, O'nun yüceliğinin mükemmelliğidir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!







Tevbe Nedir?

7/5/2008 · Kategori: Oku ve Dusun

 

                                           Tevbe Nedir? 

 

İslam, devamlı olarak kendi çizdiği doğru yola uyma­ya çağırmış, bu şekilde insanın hedefini şaşırmasını ve yo­lunu kaybetmesini önlemek istemiştir.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Bu, dosdoğru olan yoluma uyun. Sizi Allah yo­lundan ayrı düşürecek yollara uymayın. Allah size bunları sakınasınız, diye emir buyurmaktadır." (En'âm: 153)

Hayatın akışı içinde insan, ya bilmeme sebebiyle, ya­hut çevre tesiriyle, yahut da şehvetinin sıkıştırmasıyla ve­ya öyle birinin teşvikine kulak vererek, bazen hata yapabi­lir, doğru yolu kaybedebilir ve yoldan sapabilir.

Allah Teâlâ, insanı, hata edip ayağı kaydığı zaman durumu değerlendirip düşünmesini, aklı selimine müracaat etmesini istemiş, tökezlediği yerde düşmek gafletinde bulunmamasını, nefsine bulaşan kirlerden nefsini yıkamasını ve doğru yol üzere yeniden yürümeye başlamasını istemiş­tir.

İnsan ruhunun, bedeni gibi devamlı temizlenmeye ih­tiyacı vardır. Çünkü, her ikisindeki kirler içerden dışarıya sızmakta, bundan dolayı devamlı temizlik gerekmektedir.

Bedende devamlı salgılama yapan organlar ve bezler vardır. Bunlar yeryüzündeki hava sebebiyle bir takım toz ve kirlere maruz kalır. Beden sağlığı için bu kirlerin hepsi­nin giderilmesi lazımdır. İnsan nefsi de aynıdır.Nefis, kö­tülüklere koşar,kötü şeylere bazen özenir ve insanlarla bir arada bulununca çeşitli fime ve aldatmacalara maruz kalır. Bundan dolayı devamlı olarak kirleri temizleyen tevbeye, ihtiyacı vardır. Suyun bedendeki kirleri gidermesinde du­yulan ihtiyaç gibi.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Allah, şüphesiz daima tevbe edenleri ve temizle­nenleri sever." (Bakara: 222)

Peygamberimiz (sav) de bir hadisinde:

"Ey İnsanlar! Allah'a tevbe ediniz, O'ndan af dile­yiniz. Ben günde 100 defa tevbe ediyorum" buyurmuş­tur. (Müslim)

Başka bir hadisde de şöyle buyurur:

"Azîz ve Celîl olan Allah, gündüz kötü harekette bulunanların tevbelerini kabul etmek için geceleyin eli­ni uzatır. Gece günah işleyenlerin tevbelerini kabul et­mek için gündüz elini uzatır. Ve bu güneşin batıdan do­ğuşuna kadar devam eder." (Müslim: Tevbe/ 31)

Hadisdeki elini uzatmakdan maksat, tevbenin kabulü­dür.

Diğer bir hadiste de:

"Her insan, çok yanlış yapar. Hata edenlerin en hayırlısı, çok tevbe edenlerdir" buyurur. (Tirmizi)

Başka bir hadiste Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur:

"Muhakkak ki Allah, kulunun tevbe etmesi ile siz­den birinizin bomboş bir arazide kaybetmiş olduğu de­vesi üzerine uyanıverdiği zamanki sevincinden daha fazla sevinçlidir." (Müslim: Tevbe/ 8)

Bütün günahlardan tevbe etmek, hemen yapılması ge­reken bir farzdır. Küçük olsun, büyük olsun günahlardan tevbeyi geciktirmek asla caiz değildir.

Kurtubî şöyle der: Ümmet, mümin üzerine tevbenin farz olduğuna dair şu ayetten dolayı ittifak etmiştir.

Ey mü'nıinler! Saadete ermeniz için hepiniz tevbe ederek Allah'ın hükmüne dönün. (Nur: 31)

Kim bir günahından tevbe ederse, tevbesi doğru olur, diğer günahlar kalır.

İbni Kayyim şöyle der:

Günahtan tevbe etmek, hemen yapılması gereken bir farzdır. Tehiri caiz değildir. Tehir eden geciktirmekle de günah kazanır. Günahdan tevbe edince tehirden dolayı da tevbe edilmesi gerekir. Tevbe edenin aklına bu durum çok az gelir. Belki de o, günahtan tevbe edince hiçbirşey kal­madığını zanneder. Tehirin tevbesinden kurtulamaz. Bu durumdan onu ancak bildiği ve bilmediği şeylerden umu­mi olarak yapacağı tevbe kurtarır. Zira insanın bilmediği günahları, bildiklerinden çok fazladır. Bilmemek, sorguya çekilmede mazeret olmaz, eğer bilmeye imkanı varsa. Bu durumda hem bilmeyi terketmekle hem de yapmamakla günahkar olur.

Ebu Musa el-Eş'arî şöyle der:

Peygamberimiz şöyle dua ederdi:

"Ey Allah'ım! Günahımı, bilgisizliğimi, her işimde israfımı ve benden daha iyi bildiğin bütün kusurlarımı affeyle. Ey Allah'ım! Ciddi halimi, latifemi, hatamı ve bilerek işlediğim günahımı affeyle. İtiraf ederim ki bu kusurların hepsi bende vardır.

Ya Allah! Evvelden yaptığım, sonradan yapaca­ğım, gizlediğim, açığa vurduğum ve benden daha iyi bildiğin bütün günahlarımı affeyle. Öne geçiren ancak Sensin. Geriye barakan da ancak Sensin ve Sen herşe-ye kadirsin." (Müslim: Zikir: 70)

Tevbe günahların affolmasımn ve ilahi sorgunun ol­mamasının ihtilafsız sebebidir. Günahların tamamını ancak tevbe bağışlatabilir.

Yüce Allah şöyle buyurur:

"Ey Muhammedi De ki: "Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın cennetinden ümidi­nizi kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini ba­ğışlar. Çünkü, O, bağışlayandır, merhametlidir." (Zü-mer: 53)

Bu durum, tevbe eden içindir. Bundan dolayı "ümidi­nizi kesmeyiniz." buyurdu.

Ayetin devamında şöyle buyurur:

"Rabbinize yönelin." (Zümer: 54)                       

Diğer bir ayette de:                          

"Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affe­den, yaptıklarınızı bilen O'dıır." (Şura: 25)

Allah'ın kabul ettiği, günahları bağışladığı, ahirette cezayı düşürdüğü tevbe, peşinden iyi ameller yapılan "Na-

sûh" tevbedir.

Şöyle buyurur:

"Doğrusu Ben, tevbe edeni, inanıp yararlı iş işleye­rek doğru yola gireni bağışlarım." (Taha: 82)

Diğer ayetlerde de konuyla ilgili şöyle buyurulur:

"Rabbiniz,sizden kim bilmeyerek fenalık sşler de arkasından tevbe eder ve nefsini düzeltirse, ona rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. O, bağışlar ve merhamet eder." (En'âm: 54)

"Sonra doğrusu Rabbin, bilmeyerek kötülük işle­yip ardından tevbe eden ve ıslah olanlardan yanadır. Rabb'in bundan sonra da bağışlar ve merhamet eder."

(Nahl: 119)

"Onlar, Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler. Bunları yapan günaha girmiş olur. Kıyamet günü azabı kat kat olur. Orada alçaltila-rak temelli kalır. Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş iş­leyenlerin, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çe­virir. Allah bağışlar ve merhamet eder. Kim tevbe edip yararlı iş işlerse, şüphesiz o, Allah'a gereği gibi yönel­miş olur." (Furkan: 68-71)

Tevbe eden kişinin tevbe ederken "Tevbe namazı" kıl­ması sünnettir.Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur:

"Kim güzelce abdest alır farz veya nafile, rukûsu ve secdesi güzel, iki veya dört rekat namaz kılar sonra da Allah'dan af talep ederse günahları bağışlanır."

Hz. Ali (ra) şöyle der:

"Bana Ebu Bekir (ra) Peygamberimiz (sav)'in şöyle derken işittiğini anlattı:" "Bir adam bir günah işler, sonra kalkıp abdest alır, sonra iki rekat namaz kılar, sonra Allah'dart af isterse günahları elbette bağışlanır."

Sonra Hz. AH (-ra) şu ayeti okur:

"Onlar fena bir şey yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı anarlar, günahlarının bağış­lanmasını dilerler. Günahları AUah'dan başka bağışla­yan kim vardır? Onlar, yaptıklarında bile bile diren­mezler. Onların hareketlerinin karşılığı Rabb'lerinden bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde temel­li kalacakları cennetlerdir." (Ali İmran: 135-136)

Fıkıh kitapları bu namazın şeklini ve hükümlerini açıklamıştır. (Müğni: l/769,Fıkhü's-Sünne: 1/ 180)

Nasûh tevbe hakkında İbni Kayyım şöyle der: "Nasûh kalıbı arapçada fazlalığı ifade eder. Karışım­dan ve yabancı unsurlardan arınmış bir şeyin özü demek­tir. Tevbede, ibadette, danışmada nasûh olmak demek, bunların başka herhangi birşey ile karışmasından, noksan-lıkdan, bozukluktan temizlenmiş, en olgun şekliyle yapıl­mış olması demektir."

Tevbede nasûh olmak üç şeyi ifade eder:

1) Bütün günahları tamamen, hiç birini dışarıda bırak­mamak üzere kaplaması,

2) Hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde, kişinin kesin kastetmesi,

3) İhlasındaki bütün kir ve şüphelerden arınmış olması

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!









{ Sayfa 1 of 10 }
<- : : Sonraki Sayfa ->